By A Web Design

İnsanın insanda hakkı varmış

İlk insandan bugüne, şekli değişse de özünü koruyan, bilinçli ya da içgüdüsel davranışlar vardır. Tarih, bu dürtülerin etrafında gelişen olayların döngüsüyle yazılmaktadır.

Benliğin olmadığı; bireyin, varlığını kabilesinin, kabile devletinin ya da imparatorluğunun idamesine adadığı dönemlerde, güçlü olan kuralı koymaktadır. Haklı ile haksız, güçlü ile zayıf arasındaki mücadele, hak arama, adaleti sağlama gibi bazı temel argümanlar üzerine kurgulanmaktadır. Günümüzde ise çıkar grupları ve uluslararası sermaye, demokrasi götürme, insan haklarını tesis etme tezleriyle, devletleri ve kamuoyunu manipüle etmektedir. Yakın geçmişinde vahim insan hakları ihlali bulunan imparatorluğun bu gerekçeleri kullanarak, haksız güçlünün yanında zayıfları ezmesi bunun açıklamasıdır.

İnsan hakları konusunda ilk kabul edilen-ettirilen belge olan ?Magna Carta? 1215 yılında İngiltere?de imzalanmıştır. 4 Temmuz 1776 tarihinde kabul edilen ?Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi? ve 1789 Fransız Devrimi?nden sonra yayınlanan ?İnsan Hakları Bildirgesi? bu konudaki diğer gelişmelerdir. Bu gelişmeler medeniyet tarihine olumlu yansımakla birlikte bir süre sonra yeni şiddet mekanizmalarına yol açmıştır. İnsanlık tarihinin en büyük travmasını yaşayan devletlerin oluşturduğu Birleşmiş Milletler, bazı prensip kararlar alarak 10 Aralık 1948 günü 8?i çekimser 56 ülkenin oylarıyla ?İnsan Hakları Evrensel Bildirisi?ni kabul etmiştir. 30 maddeden oluşan bildiri, metin olarak diğer örneklerinden çok ileridedir. Hatta önsözüyle birlikte oldukça ütopiktir. Prensip kararlar olup bağlayıcı olmadığı için bugüne kadar bir arpa boyu yol alınabilmiştir. Umudun gelecek dönemlere aktarılabilmesi adına 10 Aralık tarihi ?İnsan Hakları Günü? olarak kutlanılmaktadır.
 İlkel çağlardan yakın döneme kadar varlığını sürdüren kölelik kurumu ve çoğu medeniyette farklı şekillerde uygulanan kast sistemi vahşi yaşamın örnekleridir. Modern zaman kastını oluşturan sistemler zihinlerde yaşadığı için hak ihlalleri normal görülebilmektedir. Azınlık, çoğunluk tüm kesimlerin davranışında hayat bulması ise insan medeniyetinin kemale ermediğinin işaretidir. Bugün telaffuz ederken vicdanlı insanların içini sızlatan işkence mefhumu, bireyin özgürlüğünü kısıtlayan mobbing; bunun açıklamasıdır. Doğuştan kazanılan temel hakların referandum konusu olabilmesi de düşündürücüdür.
?Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler.? gibi muhteşem bir maddeyle başlayan bildirinin imzalanmasından 7 yıl sonra, Rosa Parks isimli bir siyahi otobüste beyazlara yer vermediği gerekçesiyle tutuklanmış ve hapsedilmiştir. İnsanlık dışı muameleye tabi tutulan siyahiler, ?otobüse binmeme? protestosuyla ABD Federal Mahkemesi?ne geri adım attırmışlardır. Nitekim Martin Luther King?in başını çektiği ve büyük olaylara sebep olan direniş sonunda meyvesini vermiş ve siyahiler haklarını almışlardır. Buradaki ironi, ?bütün insanlar eşit doğar? metnine
öncülük edenlerin kendisini efendi olarak görmesi ve aşağıladığı bir ırka haklarını bahşetmesidir. Ne yazık ki protestolar karşısında geri adım atmasına rağmen Amerika?nın emperyal zihniyetinde bir değişiklik olmamıştır. Değişik dönemlerde farklı olana bakışı, davranışı ve yasaları uygulamasıyla niyetini göstermektedir. Acı olan hemen hemen bütün devletlerin bu konuda açıkları vardır ve en çok yaygarayı koparanların daha çok insan hakları ihlali yapmalarıdır.
Pasif direniş felsefesini muhteşem bir şekilde uygulayan ve hakkını söke söke alan Gandi; ?Çılgınca tahribatı, totaliterlik nedeniyle ya da özgürlük ve demokrasi adı altında yapmak ölüler, yetimler ve evsizler için ne değiştirir?? diyerek, şiddetin nihai getirisinin olamayacağını göz önüne sermiştir.
İnsanlık tarihi bir yönüyle hak arama tarihidir. İstediğini alanların kahraman, başaramayanların asi olarak yazıldığı bir tarih? İkisi arasında ince bir çizgi vardır. Şiddete başvuranların nerede özgürlük savaşçısı, nerede terörist olduğu tartışmalıdır. Etkin güçlerin konjonktüre göre noktayı koyduğu bir konudur.
Her insanın, her insanda hakkı vardır. Ancak hakkını arayanın yeni haksızlıklara yol açması, ortamı kan ve gözyaşı denizine çevirmesi, problemin çözümünden çok vahşi emperyal düzenin ateşine odun atmasıdır. Bir sabinin büyüdüğünde gaddarlaşması bu iklimin ürünü olup, kendinden zayıfa zulmetmesi, yangını körüklemesi de gelecek nesillerin kaybı demektir. Zalimle mazlumun aynı kafa yapısında olması, aynı besini alması; rüzgar yönünü, mevziler ve mevkiler elini değiştirdiğinde bağırış çağırışların devam etmesinden anlaşılmaktadır.
Irkından, dilinden, dininden, fiziksel özelliğinden dolayı insanların birbirine bakışı, davranışı nasıl farklı olabilir? Nasıl bir zihin yapısı böylesine bir çabanın ürünü olabilir? Sorgulanması gereken, ?Yaratılanı yaratandan ötürü seven? Yunus?u ve ?Ne olursan ol yine gel? diyen Mevlana?yı yetiştiren bir iklimin, haklara saygının birinci adımı olan hoşgörüyü rafa kaldırması, bunu yaparken de aynı argümanları kullanması olmalıdır. Bu iklimi tekrar hayata döndürebilmenin yolları aranmalı ve vicdanları kanatan uygulamaları, sonuçlarıyla birlikte tarihe gömülmelidir. O zaman bir nebze, ütopya olan insan haklarından bahsedilebilir.

 

Adalı Dergisi 90. sayı - Aralık 2012

Joomla Templates by Joomla51.com