By A Web Design

Kurtarıcı Atatürk

 

Atatürk gerçekten büyük adam. Büyük asker, büyük devlet adamı, büyük siyasetçi... En önemlisi de büyük kurtarıcı.

Yaşadığı dönemin zorluklarını ve bunun üstesinden geliş süreci her detayıyla biliniyor. Pek az bilinen bir özelliği daha var. Bilinen ama farkedilmeyen bir özellik: Öldükten sonra kurtarıcılığa devam ediyor. Yeni bir ülke kurmuş, onca iş yapmış ve bayrağı sonraki nesillere devretmiş ama ebedi istirahatte dahi çalışıyor. Öyle olmasaydı koca koca herifler birbirini gidip Ata'ya şikayet etmezdi.

Anıtkabir hatıra defterine yazılanları, gecenin bir vakti kalkıp okuyor olmalı ki dara düşenin imdadına hızır gibi yetişiyor. Nice şirketleri, siyasetçileri, askerleri, sanatçıları gözden düşen bilumum eşhası düştüğü zor durumdan kurtarıyor. Misal; beceriksiz siyasetçinin zor zaman retoriği "Atatürk ilke ve" sözleriyle başlar. Üretemeyen sanatçısı Atatürk marşı söyler. Satışı düşen şirketi Atatürk markasına sığınır. Gazinoda göbek büyüten askeri Atatürk bayrağı sallar. Takımının kötü gidişinden başkalarını sorumlu tutan tribünler Atatürk sloganı atar. Örnekler çoğaltılabilir ama bunların işaret ettiği tek gerçeklik Atatürk isminin değersizleştirildiğidir. 

Konu Fenerbahçe olur ve rezalet bir kötü gidiş yaşanıyorsa hemen Atatürk'ü çağırmak gerekir. Geçen sene şampiyonluğa giden takımına destek vermek yerine siyasi iktidara mesaj gönderenlerin dip dalgasıyla yönetime sürüklenenlerin batırdığı kulübü tabi ki kurtarmaya gelecektir. İlk iş, stadın ismini "Atatürk" olarak değiştirip, Ata'nın ruhunu sahanın üzerine çekmeli ki galibiyet serisi başlayabilsin. Sonra da gelsin şampiyonluklar...

Her şeyin en iyisini bilen elitist FB taraftarı, adına şarkılar yazdığı Kocaman'ı desteklemediği gibi siyasi iktidarı kendince hakir gördüğünü ifade ettiği "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" sloganıyla takımına köstek olmuştur. Gerekli gereksiz el freniyle oynadığı için de dikiş tutmamış, şampiyonluğu kıl payı kaçıran takımdan kıl payı kümede kalmaya çalışana dönüşmüştür. Bu durumun baş sorumlusu tribündür ve başkan da tribün çocuğu olduğu için birinci müsebbibidir.

Takımda hiç umut ışığı olmamasından daha vahimi düşme hattına üç puan mesabesindedir. İlk ikinin gediklisi, lig tarihinin en çok puan toplayan takımı galibiyete hasret. Lig tarihinin en çok gol atan takımı kaleye gidemiyor. Deplasmanda beraberliğe üzülen, kendi evinde rakiplerine korku salan efsane, resmen kediye döndü ve mabedinde beraberliğe sevinir oldu. Taraftar ise üstenci, ben bilirimci kibrinden taviz vermez; Kocaman'dan tarih önünde ve tribünlerden avazı çıktığı kadar özür dilemez. Hakemleri de yenen bir takımın kabahatli aramasını özetleyen kavram ise kelimenin tam anlamıyla rezalet... (Yeni milenyumun ilk diliminde açık ara en çok puanı toplaması, en çok gol atması, en çok pozisyona girmesine rağmen en az penaltı kullanması ve lehte aleyhte çalınan faul gibi istatistiklere bakılabilir.) 

Fenerbahçe fena halde Türkiye'ye benziyor. Ülke iyiyse Fenerbahçe şampiyon, takım kötü gidiyorsa memlekette işler sarpa sarıyor demektir. Tarihinin en zor dönemini yaşayan Türkiye ve tarihinin en kötü sezonunu yaşayan Fenerbahçe...

İşin daha kötüsü Fenerbahçe küme düşerse tekrar yükselmesi çok zor olacaktır. Tıpkı Türkiye bölünürse, kan ve gözyaşının dinmeyeceği gibi. Yapılacak tek hareket, bütün tribünün elele tutuşması ve Fenerbahçe adına 3 defa "Ey Atatürk! Geldiğinde kapıyı 3 defa tıklat ve 3 puanı kapının önüne bırak." bağırmasıdır. Belki Atatürk gelir ve hem ülkeyi hem takımı bir kez daha kurtarır.

Joomla Templates by Joomla51.com