By A Web Design

Barış Eylül'de gel!

Barış, sihirli bir sözcüktür. Nereden ve nasıl baktığınıza bağlı olarak anlam değiştiren, içi boşaltılmış büyülü bir kavram. Ya da keser gibi tutanın kendine yonttuğu bir araç.


İçsel barışını sağlayamayan insanların dünyası burası. Bunun içindir ki, barış nutukları, demeçlerin ötesine geçemiyor. Bazen, aciz olanın denize düştüğünde sarıldığı bir yılan, bazen de gücü eline geçirenin ?barış!, barış!? naralarıyla attığı bomba olabiliyor. Nedense filmin sonunda hep çocuklar ölüyor, sakat kalıyor.

1 Eylül, dünyanın en büyük ve en kanlı savaşının başlangıç tarihidir. 1939?dan 1945?e kadar süren ve 50 milyondan fazla insanın öldüğü bir felaketin ilk günü olmuştur. Birleşmiş Milletler de bu savaşı tekrar yaşamamak için 21 Eylül tarihini ?barış günü? diğer deyişle ?savaşsız bir gün? olarak kabul etmiştir.

Savaşlar hakkında milyonlarca kitap, anı, biyografi, makale vs. yazılmış; belgesel, film çekilmiş, söylenmeyen bir söz kalmamıştır. Büyük cümlelerle kitleleri peşinden sürükleyen, afilli kahraman müsveddelerinin yol açtığı büyük felaketlerin bilinmeyeni yoktur. Ancak yaldızlar döküldüğünde, kendisiyle barışık olmayan insanların hastalıklı dünyaları ortaya çıkar. Bu öyle bir hastalıktır ki, gelmiş gelecek bütün çağların vebasından daha tehlikelidir. Yerküreyi saran bulaşıcı ve çaresiz bir hastalık gibidir.


İnsanlık tarihi bir anlamıyla savaşlar tarihi değil midir? İç savaşlar, din savaşları, ırk savaşları, petrol ve bilumum emtia savaşları? Pehlivan tefrikası gibi, güçlülerin zafer kazandığını, zayıfların ise savaşı kaybettiğini sanması tam anlamıyla şizofrenik bir davranıştır. Savaşın kazananı yoktur. Ama kaybedeni insanlıktır. Tarih, vicdansızca ve kahpece attığı silahla düşmanını deviren ama bumerang misali sonunda kendini imha eden süper güçlerle doludur. Aynı şekilde bumerangı kapmaya çalışan, elde ettiğinde ise düşmanından daha acımasız olan zayıflar da unutulmasın. İkinci dünya savaşının en mazlum milletinin bugün Ortadoğu?yu kan gölüne çevirmesi, büyük biraderin ?demokrasi ve barış? söylemlerinin sonuçları gibi?

Savaş söz konusu olduğunda, herhalde kimse Türklere ders veremez. Savaş dersinin son cümlesini Atatürk, ?Yurtta sulh, cihanda sulh? düsturuyla ilan etmiş ve noktayı koymuştur.

Bu özdeyişe insan da katılarak geniş kapsamlı bir barış kavramı oluşturulabilir. Kendisiyle barışık olmayanların dünyaya barış getiremeyeceğine inanan bir düstur geliştirilebilir. İşyerinde, okulda, trafikte, tribünde iç barışını sağlamış bireylerin olduğu; kavganın, nefretin unutulduğu bir dünya kurulabilir. Gerçek anlamıyla barışın yaşam bulduğu hoşgörü iklimi... Ütopik olsa da düşünmeye değer.
Savaş ya da kavga ile barış ya da hoşgörü? Birbirini tamamlayan zıt kavramlardır. Binlerce savaşı yaşayanlar için barışın anlamı ve kıymeti tecrübe edilebilir. Savaşın ibretlik sebepleri incelenirse, sorunların kolaylıkla çözülebileceği görülebilir. Ama taraflar kendi payına düşen tahlili yapamaz ve düşmanıyla empati kuramazsa küçük bir problem sarmal halini alır. Eğer bu kadarcık bir sonuç çıkarılamıyorsa akıl tutulması var demektir. Tek tek bireyleriyle birlikte bütün bir toplum büyük felakete yelken açar. Bireyin kendi içindeki kavga, aile içi şiddet, kendisinden olmayan zayıfa baskı, terör, savaş, dünya savaşı ve paradigmanın sonu. Einstein?in ?Üçüncü Dünya Savaşı?nda hangi silahların kullanılacağını bilmiyorum ama Dördüncü Dünya Savaşı?nın taş ve sopalarla yapılacağını biliyorum.? dediği gibi.

Eylül barış getirsin.

Adalı Dergisi 87. sayı - Eylül 2012

Joomla Templates by Joomla51.com