By A Web Design

Uslu dur! Ağzına biber gazı sürerim

Son günlerin trendi ve oldukça rağbet gören kokteyli, biber gazını tatmayan kalmamıştır. Sürekli uslu durmaya zorlanmış, yaramazlıklarında ağzına biber sürülmüş bu milletin ahvadı tarafından, yeni moda çok da yadırganmamıştır. Hatta arz talep açısından milli gazımız olarak görülmüştür.


Olayları büyüten tarafıyla da tüpteki gibi durmadığı için iştah açıcıdır. Etken maddesi 'capsaicin' olan, Şili ve Arnavut biberinden Amerika ve Brezilya orjinli üretilen meşhur gaz oldukça pahalıdır. Çokça kullanılması hasebiyle hem bütçeye hem bünyeye zararlıdır.
Yapay bir park ve üzerindeki sayılı ağaçların sebep olduğu kavgayı harlayan gazımız, üç kişi bir araya geldiğinde otomatik müdahale malzemesi şeklinde kullanılıyor. Eline gaz alan, herkesi sulanacak çiçek gibi görüyor. Bireysel ya da kurumsal savunma amaçlı tasarlanmış, az zararlı haliyle gerekli bir madde, yanlış politika sonucunda öldürücü silaha dönüşüyor. Gezi Parkı çerçevesinde yaşananlar hesaplandığında siyasal ve ekonomik faturanın epeyce kabarması, kakafonik bir tablonun ortaya çıkması, Türkiye tarihinde ilk kez yaşandığı için sonucunu kimse tahmin edemiyor. Sürecin kırılma noktası, masumane bir eyleme yapılan kaba, gereksiz, şiddetli bir müdahale.


Her daim amacı, sebebi, sonucu boşa çıkaran vandallık değerlendirme dışı bırakılırsa; kredi kartı mağduruyla banka müdürünü, asgari ücretliyle holding patronunu, işsizle çok çalışmaktan sendroma yakalanan çakma yıldızları, sağcıyla solcuyu, aleviyle sünniyi, laikle anti-laiği, bir top uğruna kan döken holiganları aynı safta birleştiren, bunu yaparken aradaki eşitsizliği daha da açan ulvi bir gerekçe var: Farkına varılmak.


Nihayetinde, uzun zamandır topraklarımızda bulunmayan diyalog ve hoşgörü eksikliğinin yol açtığı gerçek anlamıyla sebepsiz bir kavga. Empati yoksunu kişiliklerin antipatik tavırları, karşısında söyleyecek sözü bulunmayanların ifade tarzı olarak şiddeti kullanmaları, çatışmayı kaçınılmaz kılmakta. İyi niyet adımlarının atılması umutları yeşertmesine rağmen, şiddetten beslenenlerin bulduğu ortamı terketmemesiyle meseleyi çıkılmaza sürüklemesi, yeni nesil savaşın devam edeceğini göstermekte. Geçmiş defterlerin karıştırıldığı, haklı haksızın önemsiz olduğu, hep çağrılan aklı selimin bulunamadığı çatışmada üste çıkma kaygısı hakim.


Kimin ne söylediğinin anlamını yitirdiği kargaşa ortamında yumruklar sıkılmış, öfkeler kabarmış, mantık yerini hiddete bırakmış, devamında heterojen bir topluluğa karşı homojen bir yapı meydanlara inmiş, bir sonraki adımı sokaklar olmuş. Gri alanlar yok olmuş, ortak bir payda kalmamış? Benzer senaryoları defalarca vizyona gelen, her defasında hüsranla bitmiş filmin yeni versiyonu. Her defasında milletçe maddi-manevi değerler kaybedilmiş, enerjiler boşa harcanmıştır. Tarafların kazananı olmadığı kavganın kaybedeni, tek tek bireyleriyle bütün bir millettir. Sesi daha çok çıkanın haklı sayıldığı, baskının safları sıklaştırmak için kullanıldığı bir kavgada sonuç hep zarardır.


Dışarıda mihrak aramaya gerek yok, burası her anlamda suçların cezasız kaldığı, iltimas ve rüşvetin yaygın olduğu bir ülke. Altmış yıldır demokratikleşme adımları atan ancak bir arpa boyu yol alabilen, hep yanlış zamanda yanlış yerde bulunanların, ayağına sıkmayı bırakın kafasına sıkanların, cennette yaşayıp da kaymağı başkasına yedirenlerin memleketi. Ne yazık ki böyle gelmiş, böyle gidiyor ve böyle de gidecek gibi. Aksini düşünmek, ders çıkarmak herkesin borcu.


Yayılan eylemlerin, sel sonrası tortuları temizlendiğinde yeni fırsatlar getirdiği görülebilir. Önceki hayatlarında birbirinin boğazına sarılan grupların bir amaç uğruna ilk kez bir araya geldiği düşünülürse, meydana gelen kakafoniyi armoniye dönüştürmek, onyıllar sürecek demokrasiye geçiş sürecini kısaltabilir. Böylelikle uslandırma aracı olan biber gazının hayırlara vesile olması sağlanabilir. Öfkenin belagatı, karşıtlık ekseninden kurtulabilir, toplumun geleceğini şekillendirecek adımlara evrilebilirse krizden fırsata, zarardan kara geçilebilir. Unutulmamalıdır ki; toplum mühendisliği çoğunlukla ters teper, sosyal olayların nereye gideceği kestirilemez.


Farkındalık eylemlerinin tortularından biri de sihirli 'istikrar' kavramı. Çay kaşığıyla toplanan ekonomik ve siyasi istikrarın kepçeyle bozulması durumu, makro ve mikro dengeler açısından incelenmesi iktisatçıların işi ve ilgi alanı. Mutlaka her sonucu açıklayacak bir formasyon teorileri vardır. Muallak olan, sürecin kahramanlarının, neyi, ne amaçla, ne için söylediğidir. Meselenin sağı, solu, temeli bozuk haliyle ortada dururken, teşhisi yanlış koyma ve tedaviyi savsaklama, problemi çözümsüz kılmaktır. Tarihi fırsat, asgari müşterekte buluşamayan, iletişim kanalları tıkalı siyasilerin elinde heder olmaktadır. İncir çekirdeğini doldurmayan meseleleriyle gündemi işgal edenler bu ülke için zulümdür.


Gereksiz ve düzeysiz tartışma, önce terimlerin içini boşaltır sonra her kafadan farklı anlamlar yüklenmesini sağlar. İletişimi kopan kitlelerin durup dinlemeden sürekli konuşması, diyalogdan monoloğa geçiş, tıpkı şiddetli yağış sonrası küçük akıntıların bir araya gelip oluşturduğu, ölümcül sonuçlar doğuran sel gibidir. Faydası yoktur ama götürdükleri çok kıymetlidir. Arkasında bıraktığı çöplüğe bakıp, basit adımlarla önlenebilecekken nasıl yıkıcı olduğunu görmemek akla ve gelecek nesillere ihanet etmektir.


Dünyayı perişan eden savaşların, ülkeleri parçalayan iç savaşların, darbe gerekçesi sayılan eylem ve olayların, ilgisizlik ve sevgisizliğin böldüğü ailelerin, bedeni kanser eden alışkanlıkların, tükenişe götürdüğü bilindiği halde inadına kıvılcım çakmak? İşte burada kelimeler biter, insanın boğazına bir yumruk tıkanır. Milli şairin deyişiyle;
Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
'Tarih'i tekerrür diye ta'rif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?

Adalı Dergisi 97. sayı - Temmuz 2013 (yayınlanmadı)

Joomla Templates by Joomla51.com