By A Web Design

Sana darbenin yolları, bana kurşunlar

Her tezin bir antitezi, her etkinin bir tepkisi vardır. Etki yoksa tepki de yoktur. Hayat zıtların birliğinden müteşekkildir. Toplumların ve medeniyetin gelişimini sağlayan bu tezattır. Tartışma-çatışma olmazsa hayat devam etmez, edemez. Terakkinin de felaketin de anahtarı 'mücadele', insanın fıtratında olduğu için insanlık tarihi 'kavga' üzerine kurulmuştur. Hem yenilikler hem çöküşler bu savaşların sebebi ve sonucudur.

Bütün savaşlar ekonomi temellidir ve görünen-gösterilen bahaneler birer kandırmacadır. Gayesi, bireylerin malı ve canını güvence altına almak olan, insanoğlunun temel haklarının başında gelen 'hürriyet' dahi bu temele dayanır. Ekonomik olarak bağımsızlığını ilan edemeyen, özgürlükten bahsedemez. Geliri olmayan kadının durumu ile geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerin durumu aynıdır. Bu basit gerçeklik tarihin her döneminden sayısız örnekle açıklanabilir.

İlkel toplumların en önemli problemi, doğal afet ve vahşi hayvanlardan da öncelikli olan yağmacılardır. Ürünlerle birlikte insanların da yağmalanması, kölelik ve kast sistemlerinin oluşması güçlülerin kurduğu ve kolladığı bir dünyadır. Tarifinden önce de, içgüdüsel bir davranış biçimi olarak yaşam bulan 'Emperyalizm', kuvvetlilerin zayıfları her türlü sömürmesine aracılık etmektedir. Bir yönüyle medeniyetlerin gelişimi, zihinlere yer etmiş ve kanıksanmış bir sistem anlayışına karşı yapılan özgürlük mücadelesidir.

Üretim araçlarına hakim olmak, sermaye biriktirmek ve serbestçe dolaşımını sağlamak, toplumlar geliştikçe ortaya çıkan sorunlardır. Kölelik ve kast sistemlerinin kaba uygulamaları, bugünün dünyasında yerini modern davranışlara bırakmıştır. Zayıf ve güçsüze ya da azınlıkta bulunana atılan bakış bunun göstergesidir. Her daim güçlünün haklı olduğu sistemler, ördükleri kozalarla insanları kendi zihin dünyalarına hapsetmektedir. Kurtuluş için zindanlıktan kurtulmak, yeni bir 'Ergenekon'dan çıkış destanı yazmakla başlar. Süregelen hürriyet kavgası algı evreninde paradigmalara karşı yapılmalı, önce zihinlerdeki prangalardan özgürleşmelidir. Bunun için köleler ve efendiler tarihi iyi etüt edilmeli, turnusol kağıdı olarak 'şiddet'in mücadeleyi nerelere taşıdığı tahlil edilmelidir. Yani meydanlara inmeden önce biraz ders çalışılmalıdır.

Statüko ya da yerleşik düzenin politikasını öğrenmek için yakın tarihe bakmak yeterlidir. 27 Mayıs, 9-12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat tarihlerinin öncesi ve sonrası politik-ekonomik hareketlerin incelenmesi, irdelenmesi, sorgulanması ve yorumlanması gereklidir. Bu tarihlerdeki 'cambaza bak' numarasını kimlerin, ne sonuç almak adına, nasıl bir mühendislik çalışması yaptığını, herkesin iyi okuması hem kendisi hem de yaşadığı toplum için görevidir. Çıkarımlar arasında, niçin 'muasır medeniyetler' seviyesine ulaşmak için çalışılmadığı, ülkenin kaynaklarının nasıl hortumlandığı, faili meçhullerin neden-nasıl işlendiği gibi geleceğe ışık tutacak fenerler de vardır.

Dünden bugüne değişen sadece iletişim kanalları ve araçlardır. Amaç bağcıyı dövmek olunca 'gerisi teferruat'tır. Tıpkı 60 öncesi 6-7 Eylül rezaleti, 71 öncesi öğrenci olayları, 80 öncesi sol-sağ çatıması gibi. Susurluk Kazası'nın aydınlatılması için başlatılan 'Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık eylemi'nin nasıl dönemin hükümetine tepkiye dönüştüğü unutulmamalıdır. Buradaki olayların evrensel bağlantıları bugünün bilinenleri arasında. Dünya ölçeğindeki devrim-darbelerin gelişimine bakılırsa pek çok benzerlik bulunacaktır. Bütün bu karanlık yapılanmalar ve derin ilişkiler yumağı pekala 'Taksim Gezisi'nde de aynı rolü üstlenebilir. Bağlantı, takvimin devamında Brezilya ve Mısır'da cereyan eden hadiseler ve benzerliklerdir. Olayların sonuçları incelendiğinde, Türkiye'de başarısız, Mısır'da başarılı bir darbe? Bir tarafta molotoflar, taşlar, sopalarla yapılan hak arama mücadelesi sonucunda beş ölü, onlarca yaralı, yüzlerce otomobil ve otobüs yanık, camlar-çerçeveler indirilmiş. Diğer tarafta, darbe karşısında meydanlara inen sessiz kalabalıklar üzerine açılan asker ateşi ve binlerce ölü-yaralı. Dünyanın gözü önünde işlenen cinayetler ve destekleri. İnsanlığın turnusol kağıdı gibi, ikiyüzlülüğü ortaya koyan iki olay. Bir yanda darbenin yolları, diğer yanda kurşunlar...

Mücadele araçlarının seçimi aynı zamanda tarafın ve taraftarlığın da tercihi demektir. Bilinen tarihin hiç bir döneminde, köleler ya da ezilenler 'şiddet'i araç olarak kullanmamış, başkaldırı yöntemi olarak benimsememiştir. Pervasızlığı ve yıkıcılığı özgürlük savaşında kullananlar ya efendiler ya da efendilerin maşaları olmuştur. Şiddet, daha büyük şiddetin sebebidir. Sadece üçüncü milenyumdaki gelişmelere bakarak bu sonuca ulaşabilmek mümkündür. Yerleşik güçlerin silahına sahip olduğunu sanan zavallılar aslında statükonun ekmeğine yağ sürmektedir. Düşmanın silahı ancak konvansiyonel savaşta kullanılırsa sonuç alır. Psikolojik harpte, araçları kontrol edenin dediği olur. Çünkü, her şeye rağmen dünya, orman kanunlarının geçerli olduğu büyük bir dağdır ve gücü elinde bulunduran haklı sayılır. İdam cezası alan suçlunun iktidar değiştiğinde beraat ettiği örneğinde olduğu gibi...

Yıkanmış beyinlerin farklı fikirlere kapalı olması, kulaklarına dahi tahammül edememesi durumlarının vahametindendir. Bunlar, payandasız savaşın kör gönüllüleridir. Analitik düşünceden mahrumdurlar ve değer yargılarını oluştururken akıllarını hiç kullanmazlar, kullanamazlar. Marka bağımlılığı ya da etiket müsveddeliği ile tarafgirlik karışımından ortaya çıkan sloganlarla hayatı ve dünyayı anlamaya çalışırlar. İçi boşaltılmış kavramlar ve süslü cümlelerle şiddeti körüklemek, her halükarda uzun vadede kaybedilecek bir savaşa girişmek özgürlük ya da hak arama mücadelesi olamaz. Ne yazık ki tek tek bireyleriyle tüm toplum bunu bilir ama akıl ve vicdanda menfaat bulamadığı için görmezden gelmektedir. Kendi yaşam tarzını yüceltirken başkalarını aşağılaması, bunun için kavramları kolaylıkla dejenere edebilmesi bunun göstergesidir.

Suyun başındaki kurdun, kuzuyu yemesi için aç olması yeterlidir ve her şarta uygun bahane üretebilir. Doğanın, dengesini koruması adına kanunu böyledir ve artık 'hak arama' için çok geçtir. Kuzunun o anda ve orada yapabileceği bir şey yoktur. Bu, öncesinde durum analizini iyi yapamayanların kendileri açısından 'acıklı bir son'a örnektir.

 

30 Temmuz 2013

Joomla Templates by Joomla51.com